Farklı Bir Yarına Uyanamamak

Her gün bir öncekinin neredeyse aynısı gibi yaşanıyor.

Günler geçtikçe rutinin dışına çıkacak davranışları varlığım kabul etmiyor sanki. Sabah gözlerimi açtığımda farklı bir şeyler yapmaya dair fikirlerim, bir önceki güne nasıl başladıysam bugün de aynı eylemleri yaptığım sırada kaybolup gidiyor.

İçinde bulunduğumuz karantina sürecinin en belirsiz yanı insanın kendisine fazla maruz kalması. Evet, insanın fiziksel, bilişsel ve duygusal varlığını sorgulaması için vaktinin olması bir lüks olarak görülebilir. Ve çoğu kişi tarafından da olumlu olarak nitelendirilebilir. İnsan evriminin en çarpıcı gelişmelerinden birisinin de üstbilişsel düşünebilme yapabilmesi olduğu biz, üç beş kitap okumuş çok bilmişler tarafından söylenebilir.

Bugünün dünden, yarının bugünden farklı olmaması yalnızca karantina süreci için geçerli değil aslında. Normal şartlarda, karantina süreci öncesinde, yoğun ve stresli geçen çalışma saatleri, ev, yemek, kişisel bakım, arkadaşlıklar ve tabii uyku derken bunun farkına varmak pek mümkün olmuyor. Ya bu tempoda tükenmiş oluyorsunuz ya düşünmek için vaktiniz olmuyor ya da aklınıza hiç gelmiyor bile.

Continue Reading

Her Alanda Etkili Not Tutma: Cornell Tekniği

Gün geçtikçe iletişim kanalları gelişiyor ve seçenekleri artıyorken duygular, düşünceler, davranışlar, akımlar ve insana dair her şeyin evrenselleşmesi, Dünya’nın diğer uçlarına da ulaşması, daha kısa sürelerde gerçekleşiyor. Ve ortaya konan bilgi birikimi insanlık tarihinde geçmiş zamanlara kıyasla oldukça hızlı artıyor. Bunun sonucu olarak da insanlar sürekli güncellenen dünya gerekliliklerine de uyum sağlamak zorunda kalıyor. Başka bir motivasyon olarak da kişinin kendi meslek alanına dair doyum alma ve daha fazla kazanma ihtiyacı, kendisini rakiplerinden daha fazla ileri atma çabasına ve kendini geliştirmesine yol açıyor. Ve bu da artık insanların hayat boyu öğrenci olmaları anlamına geliyor. Son yıllarda çevrim içi eğitim ve sertifikalandırma süreçlerinin (Coursera, udemy gibi) rağbet görmesinin en önemli sebeplerinden birisi de bu.

Hayatın her aşamasında öğrenme sürecinin istenen verimde gerçekleşebilmesi için gerekli olan şey aktif olmaktır. Öğretici tarafından aktarılan bilgilerin öğrenci tarafından alınabilmesi için dinleme sürecinde zihnin aktif olması gerekmekte. Peki bir dersi, semineri, toplantıyı ya da konuşmayı aktif bir dinleyici olarak öğrenmenin en önemli parçası nedir? Aktif olarak not tutmaktır. Kulak ile işitilenlerin bir davranış olarak kağıda dökmek beyinde yeni bağların oluşmasına sebep olacak, yazdıklarınızla kağıtta oluşan görünümden görsel hafızanıza da kaydedilecek. Böylelikle ilerleyen zamanlarda bu bilgileri hatırlanması daha kolay olacaktır.

Continue Reading

Yeşil Bir Mutluluk

Koşa koşa koridoru geçiyor, annesiyle babasının odasına, evin en uzak köşesine gidiyor. Odaya girer girmez yatağa yönelip kafasını yastığa gömdüğü gibi birkaç saniyedir içinde tuttuğu yükü bırakıyor. Öhö öhö, öhö öhö! Tüm kuvvetiyle yastığı yüzüne bastırıyor. Ses içeri, evin diğer odalarına gitmemeli.

Öksürükleri dindi. Kalkıp gardırop aynasının karşısına geçiyor. Yüzünü inceliyor, kızarmış mı diye bakıyor. Öksürdüğünü ablasına, annesine hele babasına fark ettirecek hiçbir şey olmamalı. Eğer kızardıysa bir süre daha odadan ayrılmamalı. Kızarıklık yok, içeri geri dönebilir.

Aynı şekilde, koşarak oturma odasına giriyor tekrar. Oyun oynuyor sansınlar, içeri neden koşup gittiğinden şüphelenmesinler. Akşam yemeği telaşı anne için. Baba duvar kenarındaki kanepeye yatmış, göbeğinin üzerinden zor görülen televizyona bakıyor, abla kalorifer peteğinin yanında, köşede ödevlerini yapıyor. Bir ses beliriyor arkasında. Annesi. “Oğlum dolaşma ayağımın altında!” Sonra bir cümle daha, bu sefer diğerlerine: “Hadi masaya, yemek hazır!”

Continue Reading

Erasmus Yazısı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Herkese merhaba. Açıkçası Erasmus yazısının bir ikincisini yazmayı planlamamıştım hiç. Ancak Erasmus başvuruları ve sınavlarının başladığı bu dönemde mail adresime ve İnstagram hesaplarıma gelen sorular ciddi miktarda arttı. Ben de bu duruma istinaden küçük bir “sıkça sorulan sorular” yazısı yayınlamak istedim. Tabi ki bu demek değil ki bu yazı sonrası yorumlarla, maillerle, mesajlarla gelen sorulara yanıt vermeyeceğim. Yalnızca derleme sorulardan oluşan bu yazıda belki de  bana soracağınız sorunun cevabını bulabilirsiniz. 🙂

Continue Reading

Sana Aşkı Yakıştıran Benim

Özgürlük kişinin iradesine olan saygıdır. Ölümün mutlaklığı karşısında bir antitez gibi yükselir adeta. Biz ölümlüler ölümün aninden karşımıza çıkacak olmasının yarattığı tedirginlikle özgürlüğün güven veren kanatlarına sığınmaya çalışırız. Bu süreçte özgürlüğü mutlak bir olumlu olarak genelleriz aslında. Ancak nasıl ölümün mutlaklığı bizim onunla başa çıkabilmemiz adına farklı yollar denememize yol açıyorsa; özgürlüğün de en mutlak olduğu noktada hiçbir bağlantıyı bu denli temele almayışı da bireyi korkutur. Tıpkı ölümde olduğu gibi özgürlük de kaygı ile kardeştir. Bizler ancak bu kaygıyı hissedebildiğimiz derecede kendimizi yapılandırabiliriz. Özgürlük bireyin yaşamını bilinçli olarak kendisi tarafından belirlenmemiş özelliklerle çevrili olduğunu fark etmesi açısından kaygı ile bağlantılıdır. İnsan aklı, yaşamının birer parçası olan bütün detayları yaratmak ve kontrol etmek üzerine kuruludur. İşte tam bu noktada özgürlüğün yarattığı kaygı ortaya çıkar: Bizler bilinçli de olsa açıkça bir yapı yaratan ya da arayan bir bağlama sahibiz ve ilişkilerin ve temellerin reddedildiği mutlak özgürlükten kaçınırız.

Continue Reading

Tekdüze Özgürlükler

Bir şeyler gerçekleştirmek adına yeterli vaktimin olduğunu gördüğüm ama bunu kabullenmekte sıkıntı yaşadığım zamanlar geçiriyorum son günlerde. Evet, işsiz bir yeni mezun olmak fazlasıyla zor, yüzüme vurmayın. Bu yazıyı yazma fikri aklıma ilk ne zaman geldi, değineceğim noktaları ne zaman not aldım hatırlamıyorum bile. Davranışsal aktivasyon konusundaki problemlerim beni rahatsız etmeye başlamışken hâlihazırda, çevremdeki bazı detaylar daha fazla yormaya başlıyor artık beni. En azından bu yazıyı tamamlayıp bir şeyleri söndürmek istiyorum. Ha bir de başlamadan belirteyim yazının bazı kısımlarında Onur’a da yer vereceğim zira onunla yaptığımız sohbetin de kafamdakileri yazıya dökmemde faydası oldu.

Ne zaman özgürlük ve seçim yapma üzerine bir konuşma geçse Viktor Frankl’ın holokost yaşantısı geliyor aklıma. Sırası gelen (!) mahkumların son yemeklerini diğer mahkumlara miras bıraktığından bahsediyor Frankl, hiçbir çıkış yolunun bile olmadığı sanılan anlarda bile bir sorumluluğa sahip olduğumuzdan: seçim yapma. Peki ne oluyor da farkında olmasak dahi hep avucumuzda taşıdığımız bu özelliğimizi sıradana, bilinene terk ediyoruz?

Continue Reading

Yabancı

Yapıldığından beri yalnız bir defa durduğu söylenen saat kulesi altıyı vuruyor. Caddeye karanlık çökmüş, sokak lambaları gecenin bulanık mavisi eşliğinde yavaşça yere düşen yağmur damlalarının içini aydınlatıyor. Kasım ayının soğuğundan korunmak için paltomun yakaları kalkık, çenemi göğsüme kadar sokmuş bir hâlde dükkan güneşliklerinin altına sığınarak eve doğru yürüyorum. Benim haricimde yirmiye yakın insan her gece izledikleri bir filmin rüyasını görüyorlar yürürken. Evlerinin, bilhassa yataklarının sıcaklığına, hayaline bir an önce kavuşmak için bir türlü bitmeyen yolun sonunda görecekleri apartmanları için sabırsızlanıyorlar.

Continue Reading

Nasıl Gidiyor? #1

Merhaba blogumdaki erasmus stajı hakkındaki yazı dışında diğer yazılara göz atanlar! İlk defa hayatımın gidişatı üzerine bir yazı kaleme alacağım. Aslına bakarsak bu blogu açmaya karar verdiğim zaman esas amacım yazdıklarımın, çevirdiklerimin, karaladıklarımın toplu bir şekilde ulaşılabilir olmasını sağlamak ve olursa da küçük bir okuyucu kitlesi edinmekti. Açıkçası hayatımın nasıl gittiği üzerine bir yazı yazmayı planlamıyordum. Ancak hem uzun zamandır blogla ilgilenememiş olmam, hem hayatımın en yorucu dönemlerinden birini yazıya dökmek istemem beni bu yazıyı yazmaya itti. “Nasıl Gidiyor” serisini yakın zamanda geçirdiğim süreçlere ilişkin farkındalığımı arttırıcı bir ev ödevi olarak da görüyorum aslında.

Continue Reading

Ne İzledim: Ahlat Ağacı

Hâli hazırda KPSS’ye 1,5 ay gibi bir süre kalmış, bir bahane olsa da kütüphaneden kendimi dışarı atsam diye fırsat arıyorken imdadıma yetişti Ahlat Ağacı. Bugün olmaz yarın olur ertelemelerim sonrası, vizyona girişinden bir hafta izleyebildim. Açıkçası filmden tek bir beklentim vardı: Beni  sinema salonunda geçirdiğim süreden ayrı olarak sinemadan çıkışta eve yürürken bana eşlik etmesiydi. Öyle de oldu, şu an bu yazıyı kaleme alıyorum.

İçeriğe tam olarak girmeden önce belirtmeliyim ki Kış Uykusu haricinde Nuri Bilge Ceylan filmi izlemedim daha önce. O yüzden doğru olduğunu düşündüklerimi, eleştirmek için değil de paylaşmak için yazıyorum bu yazıyı.

Continue Reading

Sürükleyici Bir Dizi: La Casa De Papel

İçlerinde gerilim ve dram barındıran suç türündeki  dizi ve filmleri kendimi bildim bileli sevmişimdir. Diğer detaysız suç içerikli yapımlara göre karakterlerin daha detaylı işlenebilmesi, anlatılan genel hikayenin izleyici tarafından parçalanıp çeşitli duygulanımlar yaratması açısından çok başarılı işler ortaya konulabileceğini düşünüyorum. Tıpkı True Detective, Mindhunter ve Peaky Blinders gibi.

Dizinin künyesinden bahsetmemenin yapıma, oyunculara, teknik ekibe bir ayıp olacağını düşünüyorum. Her ne kadar onların bu yazıdan haberi bile olmayacak olsa da onlardan söz etmemek olmaz.

La Casa De Papel dizisi Álex Pina’nın elinden çıkmış İspanya’nın Antenna 3 kanalında Mayıs 2017 ile Kasım 2017 ayları arasında toplamda 2 sezon, 15 bölüm olarak izleyiciye sunulmuş bir yapım. Final yapmasının üzerinden de 1 ay geçtikten sonra Netflix bünyesine katılmış. Netflix de dizinin ilk sezonundaki 9 bölümünü kendi bölüm standartlarında, 40-45 dakika, düzenleyerek sunmuş. Dizinin ikinci sezonunun da Nisan 2018 gibi Netflix’te yer alması bekleniyormuş.

Continue Reading