Yalan Söylediğimi Söyler Miyim?

Bavul, bank ve yalan. 

Güneşin Karadeniz’in tepesinde yerini aldığını görüyorsun. Lokantaların camında dönen tavuk misali kızaran sol kolundaki saate bakıyorsun: akrep ile yelkovan birbirlerini sessizce takip ediyorlar. Saat çok yakında iki buçuğa, otobüsün kalkış zamanına, gelecek. Yanında götürebileceğin tek şeyi, siyah bavulu, peşinde sürükleyerek sahildeki yürüme yolunu takip ediyorsun. Eşofmanını, şortunu giymiş yol boyunca koşan insanlar; parklara, yürüyüş yollarına konulmuş spor aletlerini kullanan çocuklar, kadınlar var etrafında.

Bir Karadeniz kentinde miyim yoksa dünyanın başka bir yerinde mi?  Bir yolculuğa mı çıkıyorum yoksa bir yolculuğun ortasında mıyım, bilmiyorum.

Terminale biraz daha yaklaşmak için attığın her adımda Temmuz güneşi ter lekelerini gömleğine yerleştiriyor. Ufak bir rüzgâr çıkıyor, gömleği terli gövdene yapıştırıyor. Denizin köpüklü dalgalarının fışırdaması insanların kahkahalarıyla, peşinden sürüklediğin bavulun tekerleklerinin yere sürtünmesiyle birleşiyor ve kulaklarına varıyor.

Artık terminale çok yakınsın. Aranızda sadece bir iki yaya geçidi var. Üstlerinin zoruyla sakalını sıfırlamış beyaz gömlekli muavinlerin “Samsun mu abi? İstanbul mu abi?” tacizlerini şimdiden duyabiliyorsun. Kararını değiştirmek istiyorlarmışçasına.

Karşında karşıya geçmeye çalışıyorsun. Arabalar sana yol vermemekte ısrarcı. Çevrendekiler hiç aldırmıyor arabaları. Başkalarının kendilerine fırsat vermesini beklemiyorlar, atlıyorlar yola. Sanki geride bırakacak kimseleri, onlar için üzülecek birileri yokmuş gibi. Sen de insanlarla rollerini değiştirmişsin gibi.

Terminalin içindesin. Burası dışarıya göre oldukça serin. Diğer şehirlerdeki otobüs terminalleriyle aynı yapıda görünüyor. Alabildiğine büyük bir koridorda otobüs firmasının yerini arıyorsun. Burada vakit geçiren insanların yansımaları var etrafında: bitmemiş son sigaralar; bankların, masaların kenarına konulmuş yarısı içilmemiş kahveler, çaylar var.

Gözüne boş bir üçlü bank kestiriyorsun. Belki bu şehirdeki son saatlerini rahat geçirmek; belki de insanların seninle iletişim kurmamasını istiyorsun. Bankın ortasına oturup şimdi açsan bir daha fermuarını kapatamayacağın bavulunu sol yanına koyuyorsun.

Terminaldeki yolcuların telaşını, oradan oraya koşuşlarını izliyorsun.

Çoğu senin gibi genç.

Yüzlerinde bir telaş var, adımları da sert.

Kös kös yürüyorlar.

Zamanın geçmesini bekliyorsun.

Bu şehirden artık kurtulmak istiyorsun.

Yaşanamamış duygulardan.

Yarın bu şehirde olmayacaksın.

Yaşlıca bir adam ayaklarını sürüyerek yaklaşıyor: başında kasketi; ütüsü bozulmuş, kolları esmer dirseklerine kadar kıvrılmış gömleğiyle. Belli köyden gelmiş. Sağ yanına oturuyor. Temmuz güneşi vurdukça bulanan camın beyazlığının ardından dışarıya, peronlara doğru, bakıyorsunuz birlikte. Kot şortu, askılı tişörtü ve kahverengi saçlarına taktığı güneş gözlüğü olan bir kız var. Kendinden uzunca bir oğlanın ellerini tutuyor. Bu terminalin bir vedaya daha tanık olduğunu düşünüyorsun içinden. Sağ yanından bir ses geliyor: “Haçan düştük biz bu hallere?”

Bir adam daha geliyor. Yanındaki siyah bavulu işaret ediyor: Bu bavul sizin mi? Başta cevap vermek istemiyorsun. Ama adam gözlerinin içine bakıyor, bir cevap bekliyor senden. Omzunu silkerek “Ne yazık ki benim değil.” İnandırmak, pekiştirmek istiyorsun: “Kimin olduğunu da bilmiyorum.”

Adam birkaç adım geri atıyor, bir şeye hazırlık yaparcasına ellerini ovuşturuyor ve kafasını sağa sola çevirip etrafına bakıyor. Sen ise bir yandan adama bakıp bir yandan kararını değiştirip değiştirmemeyi düşünüyorsun. Adam sana doğru yaklaşıyor, tek hamlede kapıyor bavulunu. Sapından sıkıca tutup sürüklüyor peşinden. Terminalin o kalabalığında “kendi” bavulunu kaybetmek istemeyen bir yolcu gibi.

Ağzın ve gözlerin açık bir şekilde bakakalıyorsun. Bir şeyler yapmalısın. Kendini aniden ayağa kalkmış bir hâlde buluyorsun. İçinde seni bunu yapmaya iten bir şeyler var çünkü. Sesleniyorsun adamın arkasından: “O bavul benim. Size az önce yalan söyledim!” Ama sadece senin duyabileceğin bir şekilde.

Bunları da Okuyabilirsin:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir