Nasıl Gidiyor? #1

Merhaba blogumdaki erasmus stajı hakkındaki yazı dışında diğer yazılara da göz atanlar! 🙂 İlk defa hayatımın gidişatı üzerine bir yazı kaleme alacağım. Aslına bakarsak bu blogu açmaya karar verdiğim zaman esas amacım yazdıklarımın, çevirdiklerimin, karaladıklarımın toplu bir şekilde ulaşılabilir olmasını sağlamak ve olursa da küçük bir okuyucu kitlesi edinmekti. Açıkçası hayatımın nasıl gittiği üzerine bir yazı yazmayı planlamıyordum. Ancak hem uzun zamandır blogla ilgilenememiş olmam, hem hayatımın en yorucu dönemlerinden birini yazıya dökmek istemem beni bu yazıyı yazmaya itti. “Nasıl Gidiyor” serisini yakın zamanda geçirdiğim süreçlere ilişkin farkındalığımı arttırıcı bir ev ödevi olarak da görüyorum ayrıca.

Ayrıca kendimi bildim bileli günlük tutmayı seven birisi olmadım. O günlüğün başka birinin eline geçeceği kaygısıyla böyle çabaya da girişmedim. Belki bir gün bu konudaki kaygılarımı da yazıya dökebilirim.

Biraz geriden alıp anlatmaya başlayayım. Geçtiğimiz sene yaz tatilim tamamen bir hüsrandı. Önce hastaneye yatmam, sonra elimi kırmam, üstüne ücretini dahi ödediğim Olimpos Gökyüzü ve Bilim Festivali’ne gidemem beni hem fiziksel hem psikolojik olarak dört duvar arasına hapsetmişti neredeyse. Yaz bitti, eylül ayına girdik derken artık son sınıf olmam sebebiyle mesleğimi nasıl yapacağıma ilişkin bir seçim yapmam gerekiyordu. Ben de insanın kendi hayatına en yakın ve aynı zamanda en zahmetli yollardan birini atanmayı tercih ettim. Aslında tercih ettim demek bana kalırsa yerinde bir kullanım değil zira bu karar verme süreci içerisinde farklı değişkenleri barındırdığı için tercih ettim ifadesindeki özgürlüğü göremiyorum ancak “zorunda kaldım” da diyemem.

Sürecin başında kendime farklı hedefler de koydum. Toplu bir şekilde bu hedeflere baktığımda mezun olacağım, KPSS’ye girip atanacak bir puan alacağım, İngilizcemi geliştireceğim, yüksek lisans için de hazırlık yapacağım. Ha bir de insan olduğumu unutmamak adına kendime vakit ayıracağım. Evet, biliyorum sayıca fazla. Zaten şu anki görünüşe göre de yalnızca mezun olabildim. (Ve şimdi bakıyorum da pek istemediğim bir karar vermem hedeflerin sayısından ve farklılaşmasından belli sanırım.)

KPSS sürecinin yorucu geçeceğini öngörebiliyordum ama on ay boyunca hiçbir saat, gün, hafta beynim durgun olmadı. Çoğu akşam kafamı yastığa koyunca direkt uykuya dalacak kadar yoruldum. Ve tabi ki hayat bir şekilde kendi yolunda devam ediyordu. Bu gibi süreçlerde şimdi ile yarın arasında dengenin kurulmasını pek önemli görüyorum artık. İnsan geleceği için birtakım çalışmalar içindeyken bulunduğu hayattan bazı ödünler verebilir pek tabii ancak bu konuda ipin ucunu kaçırmamak gerekiyor. Bu konuda sanırım sınıfta kaldım. Kahvaltımdan, uykumdan kıstım genellikle. Arkadaşlarım arasında onlarla eskisi kadar vakit geçirmediğimi söyleyenler oldu. Belki de eskisi gibi vakit geçirememek en çok benim canım sıkıyordu ama bunu onların yüzüne söyleyemedim. Bunları yazarken düşündüm de beynimi daha ilkel kullanıyorum galiba böyle zamanlarda. On ay boyunca tek bir şeye odaklanabilmek için, kafamı sınav dışında başka bir şey ile meşgul etmek istememişim. Ve bazı şeyleri de yanlış bir biçimde “kafamı meşgul edecek” olarak etiketlemişim.

Gestalt Psikoloji’deki yakınlaşmak için uzaklaşmak varsayımına çok inanırım. İnsanın hayatında işlerin yolunda gitmediği zamanlarda, tökezlediği anlarda her şeyi bir kenara itip nefes alması önemlidir bence. İnsanın ilişkilerinde de, kişisel ilerlemesinde de. Bu yoğun süreçte de bunu uygulamak istediğim pek çok an oldu aslına bakarsak. Birkaç günlük tembelliği genele yayma korkusu da vardı tabi. Bu uzaklaşma işini büyük çapta bir defa uyguladım yalnızca. Kış tatilinde Ankara’ya, arkadaşlarımın yanına, ani bir gidiş kararı aldım. Uzun yıllardır görüştüğüm ama bir o kadar da tanımadığım arkadaşlarım yanına attım kendimi. Şu kısa hayatımda minnet duyan bir insan olmaya çalıştım hep. Ben Ankara’ya gittiğimde kendi hayatlarından koca dört gün ayırdılar bana. Aradığım huzura erdiğim bir ortam yarattılar benim için.

Ozan – Onur – Osman – Selman. ÇB. 18 Ocak.

On altı yıl sonra ilk defa bir eylül ayında başlayabileceğim bir okul yok. Bir yandan askerlik olsun, muhtemel atanma durumları olsun, iş olsun hayatımın artık ciddi bir hâl aldığını daha yakından hissedebiliyorum. Daha önce hiç olmadığı kadar. Eskisi gibi hayatı gülerek yaşamak adına bir şeyler yapmadığımı görüyorum şu sıralar. Daha bir uzlaşma içerisindeyim sanki hayata karşı. Kendi mutluluğumdan ziyade bir şeyleri oldurma peşindeyim. Ayağıma bağlı görünmez prangalar bir gün pilimi bitirecek gibi hissediyorum, bakalım.

Son zamanlarda ne yaptığıma gelirsek ya evde pinekliyorum ya tren vagonlarının kenarında oturup sigara içiyorum genellikle. Gökyüzü daha net görülüyor, kalabalıktan ve gürültüden de uzak. Mis.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir