Tekdüze Özgürlükler

Bir şeyler gerçekleştirmek adına yeterli vaktimin olduğunu gördüğüm ama bunu kabullenmekte sıkıntı yaşadığım zamanlar geçiriyorum son günlerde. Evet, işsiz bir yeni mezun olmak fazlasıyla zor, yüzüme vurmayın. Bu yazıyı yazma fikri aklıma ilk ne zaman geldi, değineceğim noktaları ne zaman not aldım hatırlamıyorum bile. Davranışsal aktivasyon konusundaki problemlerim beni rahatsız etmeye başlamışken hâlihazırda, çevremdeki bazı detaylar daha fazla yormaya başlıyor artık beni. En azından bu yazıyı tamamlayıp bir şeyleri söndürmek istiyorum. Ha bir de başlamadan belirteyim yazının bazı kısımlarında Onur’a da yer vereceğim zira onunla yaptığımız sohbetin de kafamdakileri yazıya dökmemde faydası oldu.

Ne zaman özgürlük ve seçim yapma üzerine bir konuşma geçse Viktor Frankl’ın holokost yaşantısı geliyor aklıma. Sırası gelen (!) mahkumların son yemeklerini diğer mahkumlara miras bıraktığından bahsediyor Frankl, hiçbir çıkış yolunun bile olmadığı sanılan anlarda bile bir sorumluluğa sahip olduğumuzdan: seçim yapma. Peki ne oluyor da farkında olmasak dahi hep avucumuzda taşıdığımız bu özelliğimizi sıradana, bilinene terk ediyoruz?

Continue Reading

Yabancı

Yapıldığından beri yalnız bir defa durduğu söylenen saat kulesi altıyı vuruyor. Caddeye karanlık çökmüş, sokak lambaları gecenin bulanık mavisi eşliğinde yavaşça yere düşen yağmur damlalarının içini aydınlatıyor. Kasım ayının soğuğundan korunmak için paltomun yakaları kalkık, çenemi göğsüme kadar sokmuş bir hâlde dükkan güneşliklerinin altına sığınarak eve doğru yürüyorum. Benim haricimde yirmiye yakın insan her gece izledikleri bir filmin rüyasını görüyorlar yürürken. Evlerinin, bilhassa yataklarının sıcaklığına, hayaline bir an önce kavuşmak için bir türlü bitmeyen yolun sonunda görecekleri apartmanları için sabırsızlanıyorlar.

Continue Reading