Yabancı

Yapıldığından beri yalnız bir defa durduğu söylenen saat kulesi altıyı vuruyor. Caddeye karanlık çökmüş, sokak lambaları akşamın bulanıklığı eşliğinde yavaşça yere düşen yağmur damlalarının içini aydınlatıyor. Kasım ayının soğuğundan korunmak için paltomun yakaları kalkık, çenemi göğsüme kadar sokmuş bir hâlde dükkan güneşliklerinin altına sığınarak eve doğru yürüyorum. Benim haricimde yirmiye yakın insan her gece izledikleri bir filmin rüyasını görüyorlar yürürken. Evlerinin, bilhassa yataklarının sıcaklığına, hayaline bir an önce kavuşmak için bir türlü bitmeyen yolun sonunda görecekleri apartmanları için sabırsızlanıyorlar.

Belki tanıdık bir yüzle karşılaşırım diye,
Etrafımdakilere bakıyorum, evet.

Yalnız ihtiyar bir adam,
Oturmuş saat kulesinin altındaki bankların birine.
Eskice bir palto içinde
Yitirdiği ya da o an yitirmekte olduğu bir dünyayı seyrediyor.
Ne yağan yağmurun ne de soğuğun farkında,
Yalnızca kendi dünyasında.

Tüm her şeyi bırakıp oturmak istiyorum yanına.
Bana doğru bakmıyor ama
Anlıyor sanki bu isteğimi
Paylaşmak istemiyor kimseyle dünyasını.

Banka oturma isteğim kaçıyor birden,
Dönüyorum kendi yoluma.

Dikiliyorum pencere önünde.
Cılız ellerimi dayayıp
Parmaklarımla dövmeye başlıyorum camı.

Bir şimşek çakıyor önce
Tüm şehir aydınlanıyor saat kulesinin etrafında.
Yaşadığım çoğu güzel şey gibi
Göz açıp kapayıncaya kadar.

Daha sonra patlıyor gökyüzü
O patlayana kadar çoktan düşmüş oluyor şimşek.

Şimşek bir bitişin
Gök gürültüsü de onun haberidir artık.

Bunları da Okuyabilirsin:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir