Sana Aşkı Yakıştıran Benim

Özgürlük kişinin iradesine olan saygıdır. Ölümün mutlaklığı karşısında bir antitez gibi yükselir adeta. Biz ölümlüler ölümün aninden karşımıza çıkacak olmasının yarattığı tedirginlikle özgürlüğün güven veren kanatlarına sığınmaya çalışırız. Bu süreçte özgürlüğü mutlak bir olumlu olarak genelleriz aslında. Ancak nasıl ölümün mutlaklığı bizim onunla başa çıkabilmemiz adına farklı yollar denememize yol açıyorsa; özgürlüğün de en mutlak olduğu noktada hiçbir bağlantıyı bu denli temele almayışı da bireyi korkutur. Tıpkı ölümde olduğu gibi özgürlük de kaygı ile kardeştir. Bizler ancak bu kaygıyı hissedebildiğimiz derecede kendimizi yapılandırabiliriz. Özgürlük bireyin yaşamını bilinçli olarak kendisi tarafından belirlenmemiş özelliklerle çevrili olduğunu fark etmesi açısından kaygı ile bağlantılıdır. İnsan aklı, etrafındaki yaşamının birer parçası olan bütün detayları yaratmak ve kontrol etmek üzerine kuruludur. İşte tam bu noktada özgürlüğün yarattığı kaygı ortaya çıkar: Bizler bilinçli de olsa açıkça bir yapı yaratan ya da arayan bir bağlama sahibiz ve ilişkilerin ve temellerin reddedildiği mutlak özgürlükten kaçınırız.

İlişkisizliğin temellendiği bir anlayışa karşı insan aklının mücadelesini insan ilişkileri açısından düşünüyorum son zamanlarda. Ve hayır, klasikleşmiş “insanın herkesten ve her şeyden uzak kalabilmesi mümkün müdür” durumundan söz etmiyorum burada. Bu yazıda ele almak istediğim konu insanın kişiler arası yalnızlığı değil, varoluşsal yalnızlığı. Başka bir insanın, başka bir nesnenin veya dış gerçekliğin dolduramadığı, aslında ben ve öteki arasında kalan alan. Her insan varoluşunun gerektirdiği kadar kendi dışındaki dünyadan ayrılmış durumdadır. Ve biz bu alanı doldurmak için ilişki anlamında yapılar yaratma ve arama sürecini bağlam olarak edinir, bu bağlamda başa çıkma yolları ararız. Bu bağlamın temelini oluşturduğu düşünce yapısında insan kendini bir yapıya ait olma ihtiyacında hissetmeye başlar. Birtakım sıfatlarla -eş, dost, sevgili, kardeş, vs.- anılmak ister. İnsan kendisini başka insanlarla birleştirebildiği sürece bu alanın yarattığı kaygıdan kaçabilir. Aslında her iki tarafta kendi özgürlüklerini feda edip kaygılarını birlikte yenmeye çalışırlar. Mutlu birlikteliklerde. Peki ya, mutsuz, tamamlanmamış ya da hiç olamamış birliktelikler?

İnsanlar neden bu olamamışlıklara, tamamlanamamışlıklara takılı -Bunu bir saplantı olarak değerlendirmek istemiyorum. Çünkü bu çaresiz ve masum duyguları bir fonksiyonsuzluk olarak nitelemek bana pek doğru gelmiyor. Belki de içinde bulunduğum için objektif bakamıyorum.- kalırlar? Yalom bir kitabında şuna benzer bir şey söylüyordu: Ortada aşk adı verilen bir serap var. Kişilerin geçmiş (!) aşklarına bu denli bağlı kalma durumlarının aslında hayatlarının kendi algılarına göre heyecan ve rüya dolu o dönemlerine olan özlemleridir. Yani yazının başından beri bahsettiğim bağlamın oluşturduğu bizim kendi içimize yönelik çağrışımlarımız başka bir bedende hayat buluyor. Ve aslında birtakım “basit” elektrik sinyallerinden oluşan anılara sıkı sıkıya tutunmak da bu anlama geliyor.

Uzunca bir süredir kendimde de gözlüyorum bu “takılı kalmayı.” Durumun gerçekliğinden kopup bir parodi içinde de yaşatmıyorum kendimi kesinlikle. Sadece hayatımı 3 yıl öncesinde yaşıyormuş gibiyim. Bunun “çözümü” için ne yapmam gerektiğinin de farkındayım. Ama bunu gerçekleştirecek gücü kendimde bulamıyorum. İstemiyorum belki de. Çünkü şunu biliyorum ki çözüm adına vereceğim bir karar hiç olmayan bir ihtimali, içimdeki bu bağlamı, beni öldürecek.

Anlatmak istediklerimi anlatmış, öz farkındalığımı da artırmışken kendi psikolojik tahlilime çevirmeden burada noktalamak istiyorum bu yazıyı. Hissederken de yazarken de zorlanmadığım bir yazı oldu bu sefer.

Yazıyı sonlandırırken de küçük bir not düşmek istiyorum: Bağlam kelimesinin yazıya bilişsel bir hava kattığını farkındayım, amacım bu olmasa da daha uygun bir kelime bulamadım ne yazık ki.

Kimse yeni yazı gelsin diye merakla beklemiyor biliyorum ama yüksek ihtimal bir sonraki yazıyı gelecek dört seneyi geçireceğim şehre taşındıktan sonra yazmış olacağım. 🙂 O ana dek görüşmek üzere!

Bunları da Okuyabilirsin:

2 yorum

  1. Merhabalar yazınız çok hoş, kaleminize sağlık. Size ulaşmam için bir mail adresi göremedim paylaşır mısınız lütfen 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir