Farklı Bir Yarına Uyanamamak

Her gün bir öncekinin neredeyse aynısı gibi yaşanıyor.

Günler geçtikçe rutinin dışına çıkacak davranışları varlığım kabul etmiyor sanki. Sabah gözlerimi açtığımda farklı bir şeyler yapmaya dair fikirlerim, bir önceki güne nasıl başladıysam bugün de aynı eylemleri yaptığım sırada kaybolup gidiyor.

İçinde bulunduğumuz karantina sürecinin en belirsiz yanı insanın kendisine fazla maruz kalması. Evet, insanın fiziksel, bilişsel ve duygusal varlığını sorgulaması için vaktinin olması bir lüks olarak görülebilir. Ve çoğu kişi tarafından da olumlu olarak nitelendirilebilir. İnsan evriminin en çarpıcı gelişmelerinden birisinin de üstbilişsel düşünebilme yapabilmesi olduğu biz, üç beş kitap okumuş çok bilmişler tarafından söylenebilir.

Bugünün dünden, yarının bugünden farklı olmaması yalnızca karantina süreci için geçerli değil aslında. Normal şartlarda, karantina süreci öncesinde, yoğun ve stresli geçen çalışma saatleri, ev, yemek, kişisel bakım, arkadaşlıklar ve tabii uyku derken bunun farkına varmak pek mümkün olmuyor. Ya bu tempoda tükenmiş oluyorsunuz ya düşünmek için vaktiniz olmuyor ya da aklınıza hiç gelmiyor bile.

Continue Reading

Sana Aşkı Yakıştıran Benim

Özgürlük kişinin iradesine olan saygıdır. Ölümün mutlaklığı karşısında bir antitez gibi yükselir adeta. Biz ölümlüler ölümün aninden karşımıza çıkacak olmasının yarattığı tedirginlikle özgürlüğün güven veren kanatlarına sığınmaya çalışırız. Bu süreçte özgürlüğü mutlak bir olumlu olarak genelleriz aslında. Ancak nasıl ölümün mutlaklığı bizim onunla başa çıkabilmemiz adına farklı yollar denememize yol açıyorsa; özgürlüğün de en mutlak olduğu noktada hiçbir bağlantıyı bu denli temele almayışı da bireyi korkutur. Tıpkı ölümde olduğu gibi özgürlük de kaygı ile kardeştir. Bizler ancak bu kaygıyı hissedebildiğimiz derecede kendimizi yapılandırabiliriz. Özgürlük bireyin yaşamını bilinçli olarak kendisi tarafından belirlenmemiş özelliklerle çevrili olduğunu fark etmesi açısından kaygı ile bağlantılıdır. İnsan aklı, yaşamının birer parçası olan bütün detayları yaratmak ve kontrol etmek üzerine kuruludur. İşte tam bu noktada özgürlüğün yarattığı kaygı ortaya çıkar: Bizler bilinçli de olsa açıkça bir yapı yaratan ya da arayan bir bağlama sahibiz ve ilişkilerin ve temellerin reddedildiği mutlak özgürlükten kaçınırız.

Continue Reading

Tekdüze Özgürlükler

Bir şeyler gerçekleştirmek adına yeterli vaktimin olduğunu gördüğüm ama bunu kabullenmekte sıkıntı yaşadığım zamanlar geçiriyorum son günlerde. Evet, işsiz bir yeni mezun olmak fazlasıyla zor, yüzüme vurmayın. Bu yazıyı yazma fikri aklıma ilk ne zaman geldi, değineceğim noktaları ne zaman not aldım hatırlamıyorum bile. Davranışsal aktivasyon konusundaki problemlerim beni rahatsız etmeye başlamışken hâlihazırda, çevremdeki bazı detaylar daha fazla yormaya başlıyor artık beni. En azından bu yazıyı tamamlayıp bir şeyleri söndürmek istiyorum. Ha bir de başlamadan belirteyim yazının bazı kısımlarında Onur’a da yer vereceğim zira onunla yaptığımız sohbetin de kafamdakileri yazıya dökmemde faydası oldu.

Ne zaman özgürlük ve seçim yapma üzerine bir konuşma geçse Viktor Frankl’ın holokost yaşantısı geliyor aklıma. Sırası gelen (!) mahkumların son yemeklerini diğer mahkumlara miras bıraktığından bahsediyor Frankl, hiçbir çıkış yolunun bile olmadığı sanılan anlarda bile bir sorumluluğa sahip olduğumuzdan: seçim yapma. Peki ne oluyor da farkında olmasak dahi hep avucumuzda taşıdığımız bu özelliğimizi sıradana, bilinene terk ediyoruz?

Continue Reading