Yeşil Bir Mutluluk

Koşa koşa koridoru geçiyor, annesiyle babasının odasına, evin en uzak köşesine gidiyor. Odaya girer girmez yatağa yönelip kafasını yastığa gömdüğü gibi birkaç saniyedir içinde tuttuğu yükü bırakıyor. Öhö öhö, öhö öhö! Tüm kuvvetiyle yastığı yüzüne bastırıyor. Ses içeri, evin diğer odalarına gitmemeli.

Öksürükleri dindi. Kalkıp gardırop aynasının karşısına geçiyor. Yüzünü inceliyor, kızarmış mı diye bakıyor. Öksürdüğünü ablasına, annesine hele babasına fark ettirecek hiçbir şey olmamalı. Eğer kızardıysa bir süre daha odadan ayrılmamalı. Kızarıklık yok, içeri geri dönebilir.

Aynı şekilde, koşarak oturma odasına giriyor tekrar. Oyun oynuyor sansınlar, içeri neden koşup gittiğinden şüphelenmesinler. Akşam yemeği telaşı anne için. Baba duvar kenarındaki kanepeye yatmış, göbeğinin üzerinden zor görülen televizyona bakıyor, abla kalorifer peteğinin yanında, köşede ödevlerini yapıyor. Bir ses beliriyor arkasında. Annesi. “Oğlum dolaşma ayağımın altında!” Sonra bir cümle daha, bu sefer diğerlerine: “Hadi masaya, yemek hazır!”

Continue Reading

Yabancı

Yapıldığından beri yalnız bir defa durduğu söylenen saat kulesi altıyı vuruyor. Caddeye karanlık çökmüş, sokak lambaları gecenin bulanık mavisi eşliğinde yavaşça yere düşen yağmur damlalarının içini aydınlatıyor. Kasım ayının soğuğundan korunmak için paltomun yakaları kalkık, çenemi göğsüme kadar sokmuş bir hâlde dükkan güneşliklerinin altına sığınarak eve doğru yürüyorum. Benim haricimde yirmiye yakın insan her gece izledikleri bir filmin rüyasını görüyorlar yürürken. Evlerinin, bilhassa yataklarının sıcaklığına, hayaline bir an önce kavuşmak için bir türlü bitmeyen yolun sonunda görecekleri apartmanları için sabırsızlanıyorlar.

Continue Reading

Yalan Söylediğimi Söyler Miyim?

Bavul, bank ve yalan.

Güneşin Karadeniz’in tepesinde yerini aldığını görüyorsun. Lokantaların camında dönen tavuk misali kızaran sol kolundaki saate bakıyorsun: akrep ile yelkovan birbirlerini sessizce takip ediyorlar. Saat çok yakında iki buçuğa, otobüsün kalkış zamanına, gelecek. Yanında götürebileceğin tek şeyi, siyah bavulu, peşinde sürükleyerek sahildeki yürüme yolunu takip ediyorsun. Eşofmanını, şortunu giymiş yol boyunca koşan insanlar; parklara, yürüyüş yollarına konulmuş spor aletlerini kullanan çocuklar, kadınlar var etrafında.

Bir Karadeniz kentinde miyim yoksa dünyanın başka bir yerinde mi? Bir yolculuğa mı çıkıyorum yoksa bir yolculuğun ortasında mıyım, bilmiyorum.

Continue Reading